USD
EURO
ALTIN

Yenilgi yenilgi büyüyen adam: Yıldırım Demirören

Erdoğan Türkiye’sinin sembol isimlerinden biri Yıldırım Demirören…

Yenilgi yenilgi büyüyen adam: Yıldırım Demirören
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Haber-Portre | Bülent Korucu

Başarısız muhterislerin sadakat karşılığında ödüllendirildiği sistemin en göz alıcı örneği. Tayyip Erdoğan’ın ülkedeki bütün kurumları tek başına yönettiği ve seçimlerin formaliteye dönüştüğü gerçeğinin ete kemiğe bürünmüş hali.

Hikayeyi baştan anlatayım. Demirören Holdingin veliahtı ve Ulusoy Holdingin damadı olarak başladığı iş hayatında adından pek söz edilmedi. Kendisini anlatan bütün haberler futbol odaklı. 2004 ile 2012 arasında Beşiktaş Spor Kulübü başkanlığı hemen akabinde ise 2019’a kadar Türk Futbol Federasyonu Başkanlığı yaptı. Hakkındaki neredeyse tek ticari haber federasyon başkanı iken kazandığı bahis ihalesi ve aldığı eleştirilen üzerine istifa etmesi.

 

Rivayet o ki; kurt işadamı babası Erdoğan Bey, oğlu Yıldırım’ı şirketlerden uzak tutabilmek için cebine bir miktar para koyup Beşiktaş’a göndermiş. Şehir efsanesi olma ihtimali yüksek. Arkasından teneke çalarak ve ‘Yeter Demirören yeter’ diyerek sekiz yılda zorla gönderen Beşiktaş taraftarının yalancısıyım!

 

Kulüp tarihinin en başarısız başkanlarından biri olarak anılıyor. Yaptığı yüksek bedelli yanlış transferlerle hep gündem oldu. Verim alamadığı yüksek ücretli teknik adam ve futbolcuları gönderirken süreçleri kötü yönettiği için üstüne bir de tazminat ödemek zorunda kaldı. İspanyol teknik direktör Del Bosque ve İtalyan futbolcu Ferrari gibi dünyanın yakından tanıdığı isimleri bir de tazminatsız kovmaya kalkınca kötü şöhreti dünyaya yayıldı. Fakat en kötüsü Demirören Döneminde UEFA’ya verilen belgelerin sahte çıkması nedeniyle Beşiktaş’ın 1 yıl Avrupa’dan men cezası alması oldu.

Klübün mali kayıtlarında 107 milyon lira alacaklı olduğu görüldü. Borcu hibe edeceğini açıklayınca dönemi mali olarak ibra edilebildi. Ama Demirören daha sonra caydı ve aradan 7 yıl geçmiş olmasına rağmen bu hibe gerçekleşmedi.

Rodrigo Tabata’nın transferi, Demirören’in Beşiktaş’ı nasıl yönettiğinin en güzel örneği oldu. Gaziantepspor’da top koşturan oyuncu 8 milyon Avro bonservis bedeli ve kendisine yıllık 1 buçuk milyon avro garanti para karşılığında transfer edildi. Fakat istenilen fayda sağlanamayınca sözleşmesi askıya alındı. Önce bedelsiz biçimde Katar’ın Rayyan takımına kiraya verildi. Beşiktaş’ın bunda kârı sadece sezonun ikinci yarısında Tabata’ya ödemesi gereken garanti paradan kurtulmak oldu. Daha sonra da 1 milyon 150 bin avro bonservis bedeli mukabilinde aynı kulübe sattı. Özetle Tabata’yı aldığı fiyatın neredeyse sekizde bir fiyatına sattı.

 

Yönettiği kulübü mali açıdan iflasın eşiğine getirmiş ve evrakta sahtecilik yüzünden Avrupa Kupalarına katılmama cezası almasına yol açmış bir başkan olarak futbol federasyonu başkanlığına seçildi; daha doğrusu atandı. Normal bir seçimde aday olmasına bile izin verilmezdi. Aday olsa kimse Demirören’e oy vermezdi. (Sadece Beşiktaş delegeleri verirdi herhalde, o da başlarından atmak için…)

 

Demirören döneminin Beşiktaş adına tek artısı Şike sürecinden en az hasarla çıkması oldu. ‘Tamam o zaman Türkiye Kupasını iade ediyoruz’ denildi; hem kupa iade edilmedi hem de kulüp şikenin odağından uzaklaştı.

Bekri Mustafa fıkralarından biri tam buraya uyuyor. Bekri’yi mahalle camisine imam yapıyorlar. Vefat eden mahalle sakininin cenaze namazını kıldırdıktan sonra ölünün kulağına eğilip şunu söylüyor: Öbür tarafta buradan soracak olurlarsa, ‘Bekri imam oldu’ de onlar gerisini anlar…

 

Holdingin enerji yatırımlarından dolayı ‘tüpçü’ lakabı takılan Yıldırım Demirören, aynı zamanda bir medya patronu. Aile, 2011 yılında Aydın Doğan’dan Milliyet ve Vatan gazetelerini satın alarak sektöre girdi. 2018 yılında Doğan Grubu’nun diğer bütün yayınlarını alarak medyada en büyük pay sahibi haline geldiler. Ancak nedense 2011’deki kadar ses getirmedi. Oysa Hürriyet’i almak bile başlıbaşına gürültü koparacak bir olaydı eskiden. Vatan ve Milliyet’i alıp Başbakan Erdoğan’ın hizmetine sundular ve böylece büyüdüler. Şimdi Erdoğan devlet bankaları eliyle Hürriyet ve diğerlerini alıp emanetçi olarak Demirörenlere verdi. Demirören Ailesinin böylesine teslimiyetçi olmasında Arşimidis Dosyası’nın etkili olduğunu söyleyenler az değil. Yorgi Papadopulos isimli Rum asıllı vatandaşın ölümü ve mal varlığının şüpheli el değişimi hâlâ gizemini koruyor.

 

Artık diğer havuz medyası ile aynı konumdalar. İkide bir patronu değişen Star Gazetesinden bir farkları kalmadı. Adı geçen medyaya sahip olmak imtiyaz ve güç göstergesi olmaktan çıkıp bir yükümlülüğe dönüştü. Tadını çıkaramayışları o yüzden.

 

Daha iyi şartlarda aldıkları Milliyet bile başlarını epey ağrıtmıştı. Baba Erdoğan Demirören’in dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’dan yediği fırçayı hatırlayın. Milliyet’te yayınlanan ‘İmralı tutanakları’ haberinden sonra gazetenin patronu ile Başbakan arasındaki diyalog “üzdüm mü seni patron?” sorusuyla başlayıp “Nasıl girdim bu işe ya, kim için” şeklinde gözyaşlarıyla bitmişti. Sağladığı imkanlar tatlı gelmiş olmalı ki Baba Demirören medyadan çekilmeyi düşünmedi. Belki de onu zorlayan başka sebepler vardı, bilemiyoruz.

DÜĞÜN VE BEYAZ TÜRK-İSLAM SENTEZİ

Demirören ailesi geçtiğimiz hafta başka bir haberle gündeme geldi. Yıldırım ve Revna çiftinin kızları Yelda ile Kalyoncu Ailesinin oğlu Haluk evlendi. Kalyoncuların havuzun büyük filikası Sabah-Atv Grubu’nun sahibi olduğu düşünülünce bu birliktelik daha dikkat çekici hale geldi. Düğünün icra ediliş şekli, sosyoloji ve psikoloji bilimlerinin ilgi alanında tez çalışmasını hak ediyor. Bana yeni bir sentezin uç vermesi gibi göründü.

Eskiden Türk-İslam sentezi vardı. Kafatasçı olmadığını savunan dindar milliyetçilerin teziydi ve siyasal İslamcıların küfre denk gördükleri bir şeydi. Bu düğün ‘Beyaz Türk-İslam’ sentezinin lansmanı gibi oldu. Önceki sentez ideolojik bir çerçeveye oturuyordu; bu ise bir kâr ortaklığı havasında. İdeolojik değil ‘birlikte kazanalım beraber yiyelim’ sentezi. ‘Bir sizden bir bizden’ formülasyonu var sanki; başı açık ama tam tesettürlü gelinliğe karşılık, papyonlu ama kirli sakallı damat! Kuran da okuruz disko da yaparız…

 

Mahalleler arasındaki duvarların incelmesi ve merkezin kalabalıklaşıp büyümesi gibi okuyup iyimser sonuçlar çıkaranlar da bulunabilir. Fakat doğal yollarla olmayıp, paranın katalizör olduğu bir laboratuvar ortamında üretildiği için bana sağlıklı gelmiyor. İki gencin tercihlerine sözüm yok kalplerini bilemem, gözlem ve değerlendirmelerim düğünle sınırlı. Zaten düğünler gelinle damatın inisiyatifine bırakılmayacak kadar önemli bir iştir! Aileler söyler ilk ve son sözü.

 

Yıldırım Demirören’in yenilgi yenilgi büyüyen kariyeri bundan sonra nasıl devam eder. Yükseliş sürer mi? Evet, buna yükselmek denirse…

YORUMLAR






    0 YORUM